Suriye sınırına güvenlik sistemi

Başbakan Yardımcısı Arınç, Suriye sınırında fiziki güvenlik sistemi kurulacağını açıkladı. Arınç, Ceylanpınar'da 2 polisin şehit edilmesinin PKK bağlantısının araştırıldığını bildirdi.

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, "Terör tehdidine karşı özelikle Suruç saldırısı üzerinde, Türkiye ve Suriye halklarını birbirinden ayırmayacak, sadece teröristlerin giriş çıkışlarını engelleyecek, insani amaçlı geçişleri kolaylaştırabilecek, yabancı savaşçıları engelleyecek bir çalışma gereklidir" dedi.

Başbakan Yardımcısı Arınç, Başbakanlık Çankaya Köşkü'nde, Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında düzenlenen Bakanlar Kurulu toplantısının ardından gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Arınç, Bakanlar Kurulu gündeminde birkaç günde yaşanan acı olayların ön planda tutulduğunu belirterek, bunlardan birinin Suruç'taki 32 yurttaşın hayata veda etmesine yol açan saldırı, diğerinin iki polisin evlerinde alçakça şehit edilmesi olduğunu ifade etti.

Diğerinin de bazı şehirlerdeki şiddet nitelikli gösteriler ve Adıyaman'da da bir uzman çavuşun şehit edilmesi olduğunu aktaran  Arınç, Başbakan Davutoğlu'nun Suruç ve Adıyaman'daki incelemeleri sırasında Suruç olayları hakkında bilgi aldığını bildirdi.

"Bugün çok taze olması sebebiyle çok kıdemsiz yeni iki polis arkadaşımızın, birisi bir birisi de beş yıllık. Aynı evde kalıyorlar, evlerinde uyurken arkadan kafalarına silahla ateş edilmek suretiyle hayata veda ettiklerini biliyoruz" ifadelerini kullanan Bülent Arınç, Suruç'ta hayatlarını kaybedenlere, Adıyaman'da şehit edilen uzman askere ve evlerinde alçakça şehit edilen polislere Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diledi.

Başbakan Yardımcısı Arınç, Suruç'ta hayatını kaybedenlerle ilgili gelişmeleri takip ettiklerinin altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü: 

"Polislerimizle ilgili olarak da PKK bağlantısı olduğu bilinen 'Apocu fedai timi' olarak bir ANF News'te yayınlanan habere göre, 'iki polis 'Apocu fedai timi cezalandırdı' şeklinde bir haberiyle konu bir misilleme olduğu, bu iki şehit polisimizin katledilmesi olayını üstlendiklerini basın olarak biliyorsunuz. Bu 'Apocu fedai timi' ile ilgili 'timin gerçekten PKK bağlantısı olup olmadığı, yoksa bireysel olarak mı bu eylemi yaptıkları, propagandaya yönelik olarak mı böyle bir duyuruda bulundukları' konusu hem istihbaratımız tarafından hem de güvenlik güçlerimiz tarafından süratle araştırılıyor. Ama neresinden bakarsak bakalım, bir terör örgütünün işlediği bir terör suçudur, kan dökülmüştür. Dökülen kan polislerimizin aziz kanıdır, mutlaka bunu yapanlar karşılığını görecektir." 

"Sınır Fiziki Güvenlik Sistemi"

Öte yandan toplantının ana gündeminde Mili Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün beraberinde Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar ile ilgili diğer üst düzey komutanların katıldığı bir sunum yapıldığını belirten Arınç, şunları söyledi:

"Bu sunumun ismini 'Sınır Fiziki Güvenlik Sistemi' olarak kısaltarak söyleyebilirim. Sınırlarımızdaki fiziki güvenlik sisteminin ilave tedbirler olarak bugüne kadar neler yapıldığı, bundan sonrası için de neler yapılacağı önemli bir projeksiyonla anlatıldı. Bunun üzerine Bakanlar Kurulu üyelerinin de görüşleri alındı. Bildiğiniz gibi kara sınırımız olarak 2 bin 950 takriben 3 bin kilometreye yakın bir kara sınırımız var. Bunun sadece 910 kilometresi Suriye sınırımızdır, Irak sınırımızı da 4 bin 450 kilometre kabul edersek büyük ölçüde hemen hemen yarısının Suriye ve Irak sınırı olduğunu söyleyebiliriz.  

Diğer ülkelerle olan sınırlarımızda herhangi bir güvenlik endişemiz yok, meydana gelen olaylar yok, çok güvenli olduklarını söyleyebilirim. Ama özellikle Suriye sınırında yaşanan olaylara ilişkin entegre bir sınır sistemine veya sınır fiziki güvenlik sistemine uygun bir sunum içerisİnde detaylı olarak özellikle Suriye sınırımızdan sorumlu tutulan Bakanlar Kurulu kararımızda Milli Savunma Bakanlığımız ve İçişleri Bakanlığımızın müşterek bir sunumu dinlemiş olduk."

Başbakan Yardımcısı Arınç, burada asıl önemli olanın DAEŞ tehdidine karşı teröristlerin geçiş noktalarını engellemek olduğunu vurguladı.

"Sınırda fiziki güvenlik sistemi kurulacaktır" diyen Arınç, bununla hem İçişleri Bakanlığının hem sınır güvenlik sistemine yönelik hem de son yaşanan olaylar sebebiyle kriz bölgelerinde ilave olarak hangi tedbirlerin alınacağını kaydetti.

Arınç,  bakanlığın Suruç'ta yaşananlar, polislerin şehit edilmesi, askere yönelik bazı saldırıların mahiyetini ve bununla yapılacak mücadele için açıklamalarda bulunduğunu aktardı.

Bülent Arınç, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Feridun Bilgin'in de bir sunum yaptığını belirterek, Milli Savunma Bakanlığı Savunma Sanayi Müsteşarlığının müşterek çalışmasıyla yürütülen "Türkiye'de Sivil Uçak Üretimi Projesine" ilişkin bilgi verdiğini anlattı.

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ile diğer yetkililerin bilgi verdiklerine değinen Arınç,  şöyle konuştu:

"Sınır güvenliğindeki risk sıralaması şüphesiz kaçakçılar, sığınmacılar ve teröristlere yöneliktir. Terör tehdidine karşı özelikle Suruç saldırısı üzerinde, Türkiye ve Suriye halklarını birbirinden ayırmayacak, sadece teröristlerin giriş çıkışlarını engelleyecek, insani amaçlı geçişleri kolaylaştırabilecek, yabancı savaşçıları engelleyecek bir çalışma gereklidir. DAEŞ'i bir tehdit olarak gördüğümüze göre özellikle onların bulunduğu yerlere göre en acil yerden başlayarak sınır güvenlik sistemimiz takviye edilecektir, teröristlerin geçiş noktalarının engellenmesi amacıyla fiziki engeller alınacaktır." 

Arınç, Suriye sınırında güvenliğe yönelik yapılacak çalışmaların ayrıntılarının sorulması üzerine, 910 kilometrelik Türkiye ve Suriye sınırının kritik bölümlerinin tespit edildiğini, buralarda tüm teknolojik imkanlardan istifade edilerek, bir entegre sınır güvenlik sisteminin kurulacağını açıkladı.

Ayrıntılı incelemelerin ardından mayınların bulunduğu yerler, hendek kazınımları, ışıklandırma ve aydınlatmalar konusundaki çalışmaların bu kapsamda yapıldığını ifade eden Arınç, "Özellik arz eden hususları size detaylı anlatmam mümkün değil. Etkili olabilecek, bugüne kadar fayda gördüklerimize ilaveten yeni bir sistemi öngörüyoruz. Bu birilerinin itiraz edeceği gibi duvarlar örmek suretiyle, tamamen birbirimize kapatmak suretiyle değil, terörist geçişlerini engelleyecek, kaçakçılık fiillerine son verecek, yaşadığımız son mülteci veya sığınmacı akımları karışsında onları asıl geçiş noktalarına yönlendirebilecek bir sistemi entegre olarak düşünmüşler. İçinde ASELSAN'ın, başka firma ve kurumların bulunduğu mükemmel bir proje hazırlamışlar. Bu projeden başlanıp bitirilenler var, çok kısa bölgeler halinde devam etmesi uygun görüldü" değerlendirmesinde bulundu. 

Başbakan Yardımcısı Arınç, bir gazetecinin İncirlik Üssü'nün DAEŞ ile mücadelede kullanımının söz konusu olup olmadığı ve DAEŞ ile mücadele çerçevesinde "güvenli bölge" ve "uçuşa yasak bölge" seçeneklerinin hala gündemde olup olmadığı sorularına şu yanıtı verdi:

"Suriye'de yaşanan olaylar, Irak'taki, Irak'ın neredeyse bölünmesine yol açabilecek olaylarla ilgili Türkiye'ni tutumu bellidir. Türkiye hem DAEŞ'e hem de bütün terörist gruplara karşı, Suriye rejimine karşı belli bir düşünceyle geçmişten bu yana hareket ediyor, Türkiye'nin tavrının da ne kadar doğru, önemli olduğu her gün ortaya çıkıyor. Maalesef Türkiye'de bir algı operasyonu var, bir takım insanlar yalanları kırk defa söyleyince sadece Türkiye'dekilere değil, dışarıdakileri de neredeyse inandıracak noktaya geliyorlar. Son yaşadığımız olaylarla ilgili maalesef yanlış algıların hem hükümetimizi hem de güvenlik güçlerimizi hedef aldığının farkındayız. Bunlardan bir tanesi; DAEŞ'e karşı Türkiye hükümeti yeterli mücadeleyi yapmıyor algısıdır. Bunun üzerinden propaganda amaçlı, fevkalade etkili bir kampanya yürütülmektedir. Bu alçakça bir yalandır. Hiçbir noktası doğru değildir. 

DAEŞ, Türkiye'nin lanetlediği bir terör örgütüdür. Ülkemiz terörün her türüyle olduğu gibi bu terör örgütle de mücadele etmeye kararlıdır. DAEŞ ve aşırıcı terör örgütleriyle kalıcı ve etkin mücadelenin bir bakımdan Suriye'deki rejimin de bir an önce demokratik bir dönüşümle sona erdirilmesi yoluyla kesin netice alacağımıza da inanıyoruz. Terörün her türüyle olduğu gibi DAEŞ ile mücadelede de kararlıyız. DAEŞ'in son aylardaki faaliyetleri, harekat kabiliyetini koruduğunu hatta kendisine mensup savaşçıların sayısını, özellikle Kuzey Afrika'dan, Ortadoğu'dan ve Avrupa'dan gelen yeni isimlerle, kişilerle, kimliklerle daha da artırdığını göstermektedir. 60'ın üzerindeki ülke ve uluslararası kuruluş DAEŞ ile mücadele etme konusunda uluslararası koalisyona katkı yapmaktadır. Türkiye de uluslararası koalisyonda yerini almıştır. Bu koalisyonun en somut eylemi de Suriye ve Irak'ta DAEŞ'e karşı devam eden hava harekatıdır. Türkiye bu konuda kendine düşen kısmıyla koalisyona destek sağlamaktadır. Ancak etkili bir sonucun alınabilmesi için 'uçuşa yasak bölge', 'güvenli bölge' ve diğer unsurların da faaliyete geçirilmesini istemektedir."

Arınç, ABD Başkanı Barack Obama’nın DAEŞ ile Mücadele Özel Temsilcisi Emekli Orgeneral John Ellen'in geçtiğimiz günlerde beraberindeki sivil ve asker kişilerle Türkiye'ye geldiğini ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu başkanlığındaki bir heyetle uzun süre görüşmeler yaptığını anımsatarak, "Bu görüşmeler üzerinde niteliğini tam olarak ifade etmeyeceğim ama bir konsensüs, uzlaşma sağlanmıştır. Bundan sonra yapılabilecek müşterek harekatlar konusunda fikir birliğine, eylem birliğine varılmıştır. Bununla ilgili bir Bakanlar Kurulu kararı imzaya açılmıştır" dedi. 

DAEŞ'e karşı hükümetin yaptığı faaliyetleri anlatan Arınç, 10 Ekim 2013 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan Bakanlar Kurulu kararıyla yaklaşık 2 yıl önce DAEŞ'in isminin açıkça zikredildiği, "El Kaide bağlantılı bir terör örgütü" olarak terör örgütleri listesine alındığını kaydetti. 

Bülent Arınç, "DAEŞ'e karşı sadece belli bir süre, o da 49 konsolosluk görevlimizin Musul'da rehin alınması olayında onların hayatlarına bir zarar gelmesin, halel gelmesin düşüncesiyle 3 aylık zannediyorum, 101 gün veya 102 gün devam etmişti, o süreç hariç, oralarda da mücadelemize devam ettik, ama her gün 10 defa DAEŞ'in ismini tekrarlamadık bilinen bazı sebeplerle. Çünkü bu kadar acımasız bir örgütün oradaki görevlilerimizden her hangi birisine, tümü bile değil bir zarar gelmesi karşısında Türkiye olarak büyük bir acıya boğulacağımızı biliyorduk, onların burunlarının dahi kanamadan kurtarılması konusunda hükümetimiz ayrıca bir özen göstermiştir" diye konuştu. 

"DAEŞ'i, Türkiye'de DAEŞ konuşulmazken bile terör örgütleri listesine almış bir hükümetiz"

"DAEŞ'i, Türkiye'de DAEŞ konuşulmazken bile terör örgütleri listesine almış bir hükümetiz" diyen Arınç,  DAEŞ'e karşı yapılan operasyonları şöyle anlattı:

"2014'te Niğde'de bir saldırı meydana geldi, günahsız iki yurttaşımız şehit oldu, vefat etti. Bundan sonra kapsamlı bir operasyon yaptık, ama 1 Ocak 2015'ten bu yana şu an itibariyle 600'e yakın kişi DAEŞ terör örgütüyle bağlantılı olabilecekleri şüphesiyle gözaltına alınmıştır. Bunlardan 102'si tutuklanarak cezaevine gönderilmiştir. Temmuz 2015 tarihi itibariyle Suriye'de radikal tabir edilen gruplara katılım bin civarındadır, yani DAEŞ'e katılanları kastediyorum, PYD'ye katılanların sayısı da bin 500, 2 bin civarındadır. Hemen hemen her gün DAEŞ ile bağlantısı olduğu düşünülen istihbarat veya bütün bilgilerin toplanmasıyla yapılan operasyonlar neticesinde 6 ay içerisinde 600'e yakın gözaltı olmuştur, bu 600'e yakın gözaltıdan 102'si şu an tutuklanmıştır. 

DAEŞ ile ilgili olarak bütün çalışmalarımızı İçişleri Bakanlığımız ve özellikle güvenlik ekiplerimizle büyük bir dikkatle sürdürmektedir. DAEŞ ile mücadele kapsamında Gaziantep'de ele geçirilen uzun namlulu silah ve mühimmatlar; 10 adet Kaleşnikof marka uzun namlulu silah, 85 adet boş Kaleşnikof şarjörü, mermi, el bombası vesaire... Bahse konu malzemelerin Gaziantep / Kilis merkezli olarak DAEŞ'e lojistik destekte bulunan kod adları Ebubekir, İlhami, Ebu Ali olanların organizesinde ülkemize sokulduğu, yani sırf size bu bilgileri vermek için sanki DAEŞ'e karşı hükümetimizin bir yakınlığı var, onunla mücadele etmiyor diyenler veya buna inananlar için söylüyorum ki kesinlikle böyle bir şey yoktur. Hükümetimiz bütün terör örgütlerine, ama özellikle şu anda en büyük tehdit olarak gördüğümüz DAEŞ'e karşı ta başta bu yana, 1 yıl öncesinden bu yana büyük eylemlerin içerisindedir, operasyonların içerisindedir."

 Başbakan Yardımcısı Arınç, DAEŞ'e karşı yapılan operasyonlar kapsamında, Ankara'da eylem arayışı içinde olduğu bilgisi alınan bir şahsın 3 arkadaşıyla birlikte yakalanarak, "terör örgütüne üye olmaktan" tutuklanarak cezaevine gönderildiğini, Hatay'da ele geçirilen canlı bomba yeleğiyle ilgili de 1 Suudi, 2 Suriyeli'nin tutuklandığını ifade etti. 

Son 1 yıllık süreçte yabancı uyruklu bin 270 şahsın yakalandığını, bunlardan 258'inin sınır dışı edilirken, 256'sının serbest bırakıldığını, 28'inin tutuklandığını, 18 şahsın da firari konumda bulunduğunu anlatan Arınç, 683 kişinin de halen geri gönderme merkezlerinde bekletildiği bilgisini verdi.

Bülent Arınç, "53 ilde toplam bin 20 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı şahıs yakalanmış, çok büyük bir kısım serbest bırakılmış, 126'sı tutuklanmış. 15 ilde yapılan operasyonlarda 115 kişiden 18'i tutuklanmış, 77'si serbest bırakılmış, adli yargı serbest bırakıyor. Yapılan operasyonlarda amonyum nitrat, balmumu, 9 adet tüfek, havalı tüfek vesaire ele geçirilmiş" diye konuştu. 

Yabancı terör savaşçılarının da Türkiye üzerinden Suriye'ye geçişlerinin engellenmesine yönelik çalışmalar bulunduğunu ifade eden Arınç, Türkiye'ye giriş yapmak isteyen yaklaşık 4 bin 500 yabancı şüpheli şahsın kontrol edildiğini, bunlardan 3 bin 413'ünün özel mülakata tabi tutulduğunu, bin 364'ü hakkında geri gönderme ve sınır dışı işlemi uygulandığını açıkladı.

Başbakan Yardımcısı Arınç, "Hem DAEŞ'e karşı hem de Suriye'de savaşan bütün aşırıcı unsurlara, terör örgütlerine karşı hem emniyetimiz hem istihbaratımız gerekli tüm çalışmaları yapmaktadır. Koalisyonun çalışmalarını Türkiye'nin azami ölçüde destek vermesi konusunda geçtiğimiz günlerde ülkemize gelen ABD'nin özel temsilcisiyle yapılan görüşmede belli konularda mutabakata varılmıştır. Bizim, taleplerimiz mutlaka dikkate alınmıştır. Eğit-donat faaliyetlerinin de devam etmesi kararlaştırılmıştır. Eğit-donat faaliyetlerine Ürdün ve Katar'dan sonra İngiltere'nin de iştirak ettiğini biliyoruz" dedi.

Koalisyon çalışmaları

Dün gerçekleştirdikleri görüşmede koalisyon çalışmaları konusunda Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun bilgi verdiğini kaydeden Arınç, "Bizim önceliğimiz milletimizin bize verdiği görevin hükümet kurmak olduğunu anlıyoruz. Yeniden bir seçimi ikinci bir aşamada esasen 45 günlük sürenin sonundaki tabi bir süreç olarak görüyoruz" diye konuştu. 

Milletin bir karar verdiğini ve bu kararı verirken bir şeyler düşündüğünü belirten Arınç, "Düşündüğü şey bize göre şudur: '13 yıldır tek başına iktidardaydınız, şimdi size 20 milletvekili eksik veriyorum. Sizin başka bir parti ile koalisyon ortağı olmanızı hükümeti böyle kurmanızı istiyorum' herhalde 55 milyon seçmene de sorsak 'evet biz bu amaçla oyumuzu kullandık' diyecektir. Biz maceraperest değiliz. İkincisi halkımızın bu takdirine karşı da durmayız. 'Sen ne yaptığını bilemedin hadi seçime gidelim de bu yanlışını düzelt', bu millete karşı bir saygısızlık olur" ifadelerini kullandı.

Heyete birkaç arkadaş ilave edilecek

Birinci aşamadaki düşüncelerinin "çok iyi niyetle ve çok şeffaf bir biçimde hükümet kurma çalışması" olduğunun altını çizen Arınç, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Hükümeti kurma konusunda CHP ile ilerleyen bir süreç vardır. MHP ile ilk ziyaret yapılmış ama herhangi bir görevlendirme olmadığı için şu ana kadar ikili görüşmeler başlamamıştır. Sayın Ömer Çelik, Sayın Haluk Koç ile yapmış olduğu çalışmaların özetini esasen basına da televizyon önünde anlatmıştı. Bizde de aynısını söyledi. CHP ile yapılan görüşmenin bundan sonraki aşaması şudur; biz birkaç arkadaşı daha ilave ederek her iki heyete, Sayın Koç ile tekrar bir toplantı yapacağız. Bu toplantı önümüzdeki pazartesiden itibaren olacak ama CHP, 'Ne zaman, şu gün, şu saatte, şu arkadaşlarla toplanalım' derse, biz burada kabul durumundayız. Bu görüşmeler devam edecek."

"Hükümetimiz görev başında" diyen Arınç, "Sayın Ahmet Davutoğlu Başbakanımız bizler de bakan olarak görevimize devam ediyoruz. Çünkü anayasa böyle... Yeni hükümet kuruluncaya kadar eski hükümet görevine devam eder, bütün yetkilerini bütün sorumluklarını da kullanır. Ancak tahmin edebilirsiniz ki çok önemli kararların alınması çok kısa zamanlarda gerekebilir, bunun için kurulmuş güçlü yeni bir hükümete ihtiyaç olabilir" diye konuştu. 

Arınç, bütün siyasi partilerin hükümet kurma çalışmalarında AK Parti'nin çabalarına destek olmaları gerektiğini ifade ederek, "Yeni kurulmuş bir hükümet, güvenoyu almış bir hükümet, kolları sıvamış bir hükümet, Türkiye'nin meselelerine büyük bir özveri ile sarılacak bir hükümete ihtiyacımız var" dedi. Hükümet kurma çalışmalarında AK Parti'nin tavrı ve üslubunun belli olduğunu belirten Arınç, olumlu bir sonuca ulaşacaklarını söyledi. 

"Gereken her türlü işlem yapılmıştır"

CHP'nin Suruç'ta yaşanan olay karşısında ulusal yas ilan edilmesi konusunda verdiği kanun teklifini hatırlatan Arınç, şöyle devam etti:

"Bu konu bildiğiniz gibi Bakanlar Kurulu'nun yetkisi dahilindedir. Bugüne kadar çok acı olaylar yanında daha çok komşu dost ülkelerin devlet başkanlarının vefatından sonra Türkiye hakkında olumlu düşüncelere sahip olduğunu, en azından dostluk, arkadaşlık ve iyi niyet çerçevesinde bir cemili olmak üzere ulusal yas ilan edilmiştir. Bunda da hiç garipsenecek bir durum yoktur. Bu olayla ilgili olarak ulusal yas ilan edilmemiştir. Buna Bakanlar Kurulumuz tarafından şu ana kadar mutlaka gerekli noktasında bakılmadığı için bunu söylüyorum ama gereken her türlü işlem yapılmıştır. Bir taraftan sağlık ekipleri, bir taraftan adli yeni savcıların görevlendirilmesi, soruşturmanın bir an evvel sonuçlandırılması, Gaziantep'teki adli tıpta cesetlerin bir an evvel ailelerine teslim edilmesi, cenazelerin defni sırasında yine hükümetimiz tarafından sağlanan birtakım kolaylıklar... Hem Sayın Başbakanımızın hem bizlerin ayrı ayrı olaydan duyduğumuz üzüntü, lanetlemek terör örgütünü bunu yapanları, bütün bunlarla yas ilan edilmenin karşılığının verildiğini düşünüyoruz."

"CHP'lilerin bir jest olarak kanun teklifi verdiklerini düşünüyorum"

CHP'nin kanun teklifi vermekle baştan bu işin olmayacağını düşündüğünü söyleyen Arınç, "Biliyorsunuz Meclisimiz tatilde. 1 Ekim'e kadar sadece bu kanun teklifini görüşmek için de esasen komisyonlardan geçmesi lazım. Komisyonlar da henüz teşekkül etmedi. CHP'liler bunu bilir ama bir jest olarak belki bir kanun teklifi verdiklerini düşünüyorum. Bu kanun teklifinin görüşülmesi ne komisyonlarda ne genel kurulda ne de yasama dönemi başlamadığı için TBMM'de yapılamayacaktır" diye konuştu.

Ölen gençlerin ailelerinin acılarını paylaştıklarını dile getiren Arınç, "Ama bunun için ulusal yas ilan edilmesini, bu ve buna benzer olaylarda her gün tek tek veya yeri geldiğinde yapmaya kalkarsak anlamını da kaybeder diye düşünüyorum" değerlendirmesinde bulundu. 

"TBMM 110 kişiyle toplantıya çağrılır, 184 kişiyle açılır"

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın, Meclis'i olağanüstü toplantıya davet ettiğini anımsatan Arınç, şunları kaydetti:

"Sayın Demirtaş, İç Tüzük gereğince tatilde bulunan Meclis'i, önce TBMM Başkanını muhatap almak suretiyle onun toplantıya çağırmasını istiyor, 'O çağırmazsa da biz 80 milletvekili olarak imza vereceğiz. Otuz milletvekili daha imza verirse olağanüstü toplantı yapılabilir' diye düşünüyor. Demirtaş'ın, şunu da düşünmesi lazım. 110 kişiyle TBMM toplantıya çağrılır ama en az 184 kişiyle açılır. Dolayısıyla bunun karşılığını hem Meclis Başkanından, hem de imza verecek milletvekillerinden görmemiz lazım. Biz şahsen Hükümet olarak TBMM'nin olağanüstü toplantıya çağrılmasında bir fayda görmüyoruz. Çünkü böyle bir toplantı yapıldığı taktirde, siyasi partiler arasında öylesine büyük tartışmalar yaşanabilir ki mecrasından sapar ve hiç ümit etmediğimiz bir davranışla karşı karşıya kalabiliriz. Ben Sayın Demirtaş'a buradan tekrar bir ricada bulunmak istiyorum. Bütün bunları kapsayan çok daha olumlu bir talebi Sayın Başbakanımız dile getirdi. O da 4 partinin, parlamentoda grubu bulunan 4 siyasi partinin, ortak bir deklarasyonla DAEŞ de dahil olmak üzere bütün terör örgütlerini, bu örgütlerin faaliyetlerini lanetlemesi ve bunu terör eylemlerine karşı yek vücut olarak karşı duracağımızı bizzat yazı ile ifade etmemiz. Bunu Sayın Başbakanımız hep tekrarlayacaktır. Biz de tekrarlayacağız. Bundan kaçmak, buna uzak durmak kesinlikle mümkün değil."

"Birine taraftar olup, diğerini lanetlemek doğru değil"

Arınç, "Terör eylemlerinin bir tanesine taraftar olup öbür tanesini lanetlemek doğru değildir. Terör bir insanlık suçudur. Kim yaparsa, kime karşı yaparsa yapsın, terör ve teröristlerin, terör eylemlerinin mutlaka lanetlenmesi gerekir. CHP Genel Başkanında olumlu bir yanıt aldığımızı düşünüyorum. MHP'nin de böyle bir talebe ben olumlu yaklaşabileceğini düşünüyorum, bugünkü tavırlarının dışında" diye konuştu.

"Önemli olan burada HDP'nin de Sayın Demirtaş'ın da böyle bir deklarasyona imza koymasıdır" ifadesini kullanan Arınç, şöyle devam etti:

"Bu onların lehinedir aslında. Çünkü 'Bütün terör örgütleri' dediğimiz zaman, bunun içerisine DAEŞ'le beraber PKK da girecekse. Başka, işte iki polisimizi şehit eden bu alçak grupların da her birisi, ayrı ayrı saymak gerekmez, bunlar da dahil olacaksa onlara karşı bir tavır göstermesi bakımından Sayın Demirtaş'ın, HDP adına böyle bir deklarasyona imza koyması, onların bir Türkiye partisi olduğunu ve aldıkları yüzde 13'lük oyun hakkını verdiklerini gösterir. Böyle bir deklarasyondan ne kadar kaçınmak isterlerse, ne kadar bunu teemmül etmeye kalkarlarsa üzerlerindeki yaftayı ömür boyunca taşımış olacaklardır. Ben bir kez daha bunu düşünmelerini talep ediyorum."

"Mücadelemiz artarak devam edecektir"

Ceylanpınar'da 2 polisin ölü bulunmasıyla ilgili olaya da değinen Arınç, "Ceylanpınar'daki olay tabii bugün itibarıyla çok yönlü bir soruşturma var. Yani polisler, evlerine nasıl girilmiştir, nasıl böyle bir alçakça bir saldırıya maruz kalmıştır? Susturucu mu kullanılmıştır? Bilinen bir kişi mi kapıyı açmıştır? Bunların hepsi en ince teferruatına kadar inceleniyor" dedi.

Başbakan Yardımcısı Arınç, "Bütün bunlardan sonra ortaya çıkacak olan şey, elbette terör örgütlerinin faaliyetlerine devam ettikleri konusudur. Günahsız insanları alçakça şehit eden bu gruplara karşı, teröristle mücadelemiz dün de devam etmiştir, bugün de artarak devam edecektir. Şunu bir kez daha herkes düşünsün ki Çözüm Süreci demek, bütün terör eylemlerinin devam etmesi, buna göz yumulması demek değildir. Bunu herkes şöylece bilsin" ifadelerini kullandı.

Geçmiş günlerde yaptığı bir açıklamanın, bazılarınca saptırıldığını vurgulayan Arınç, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Evet, silah bırakmadıkları sürece, kendilerine göre ateşkesleri, bize göre böyle bir şeyin kabulü mümkün değil, çatışmasızlık sürecinin devam etmesi için silahtan arındırılması gerekir. Yoksa 'silah bizim her şeyimizdir, hem terör eylemi yapacağız, hem yakacağız, hem yıkacağız hem tehdit edeceğiz, her istediğimizi yapacağız, ama Çözüm Süreci de lafta devam etsin' derlerse artık böyle bir şey yok. Bunu kafalarına soksunlar. Bu eylemleri yapanlara acımasız bir şekilde karşılıkları mutlaka verilecektir."

Çözüm Süreci'nin rasyonel bir şekilde devam etmesi gerektiğinin altını çizen Arınç, "Kamu düzeni ve güvenliğinin esas olduğu, örgütün silahtan mahrum bırakıldığı ve eylemlerine tamamen son verdiğini ilan etmesini anlayabiliriz" diye konuştu. 

Eğer böyle bir şey yapılacak olursa bundan sonraki süreçte hangi hükümet kurulursa kurulsun Çözüm Süreci konusunda rasyonel hareket edileceğini vurgulayan Arınç, "Türkiye'nin bütünlüğünü, bölünmezliğini, bayrağımızı, devletimizi asla gölge altında bırakmayacak eylemlere hiçbir zaman fırsat verilmeyeceğidir" dedi.

Başbakanlık Çankaya Köşkü'nde, Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında düzenlenen Bakanlar Kurulu toplantısının ardından gazetecilere açıklamalarda bulunan Hükümet Sözcüsü Arınç, "Görüyorum ki AK Parti artık tek başına hükümet kuramıyor, mutlaka CHP veya MHP'den birisiyle hükümet kuracaktır" değerlendirmesini yaptı.

Her iki partinin de Çözüm Süreci için zaman zaman eleştirilerde bulunduğunu belirterek, Çözüm Süreci'ni MHP'nin aslında kategorik olarak reddettiğini, CHP'nin de bazı konularda eleştiri oklarını yönelttiğini anlatan Arınç, "Geldiğimiz aşamada şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Politik söylemlerin dışından bu eleştirilerin kabul edilebilir bir yönü vardır. Dolayısıyla hükümet, kiminle kurulursa kurulsun yeni dönemde Çözüm Süreci'ni rasyonel bir şekilde yeniden ele almak, örgütün kazanımlarını ve bunun karşılığında da Türkiye'ye verdiği zararları izole edecek yeni bir sistemi ortaya koymak zorundadır" diye konuştu. 

Arınç, "Kamu düzeni ve güvenliğinde sıkıntı bulunduğu takdirde, Çözüm Süreci'nin yürümesi de mümkün değil, bunlar birbirlerinin alternatifi değildir. Mutlaka Çözüm Süreci de olmalı, ama silah ile şiddet  olmamalıdır" dedi. 

Bir siyasi partinin hiçbir zaman silah ve şiddetten yana tavır almaması gerektiğini vurgulayan Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Hem bu olaylar öncesinde, hem bu olayların akabinde Sayın Demirtaş'ın da Sayın Yüksekdağ'ın da ve diğer partililerin yaptığı açıklamalar da 'HDP'nin halen örgütle iç içe geçmiş bir siyasi unsur' olduğunu göstermektedir. 'Eş Başkan' denilen kişi, 'biz sırtımızı, PYD'ye, YPG'ye, YPJ'ye yaslıyoruz' diyebiliyor. Bunların hepsi PKK'nın yan örgütleridir. Aynı amaca hizmet eden silahlı örgütlerdir, KCK da bunlardan birisidir. 'Biz onlarla beraberiz, onların sayesinde bu oyları aldık, onlar olmadan biz yaşayamayız' anlamına gelen bu açıklamalar bir partinin genel başkanına yakışmaz. Hükümet'i suçlayacakları yerlerde, bu olayların faillerini lanetlemek, kim olursa olsun bunların tamamen etkisiz hale getirilmesini istemeleri gerekir." 

Arınç, bu konuda sadece HDP'ye değil basına da önemli görevler düştüğüne dikkati çekerek, "Bugün bir gazetede okudum, yüreğim titredi, içim rahatsız oldu. Diyor ki belirli bir gazete, 'polis neredeydi' diye şikayet ediyorlarmış. Polis oradaydı ama siz polisin vazifesini engellediniz. Durum şudur: Ben, bu olayda hayatını kaybetmiş, yaralı olarak kurtulmuş veya bir vesileyle olayın dışında kalmış 200 civarındaki o insanları masum görüyorum" diye konuştu.

"Belediye görevlileri kesinlikle izin vermemiştir"

"Otobüslerle gelmiştir bu insanlar, masumane bir amaçla geldiklerini biliyoruz, yani Kobani ile dayanışma içinde olacaklar" diyen Arınç, bunun şiddet içermeyen bir gösteri olduğunu, kendilerinin de bunu böyle kabul ettiğini ifade etti.

Arınç, bu kişilerin otobüslerden indiklerinde sadece polisin arama yapmak istediğini, kendilerinin de müsaadesiyle arama yapıldığını kaydederek, daha sonra içlerinden birkaçının polis merkezine davet edilip, kimlik tespitinden sonra serbest bırakıldığını anlattı.

Ardından bu kişilerin Suruç Belediyesinin Amara Kültür Merkezine girdiklerini anımsatan Arınç, şunları söyledi:

"Polis, 'aradan zaman geçti, tekrar bir arama yapalım, bir hüviyet tespiti yapalım' dediğinde belediye görevlileri kesinlikle izin vermemiştir. 'Burası güvenlidir, burası bizim yönetimimizdedir, polisi istemiyoruz' demişlerdir, Taraf Gazetesi duysun diye söylüyorum. Bildiği halde bu yalan başlığı atan gazeteden herkes bir nebze bir ders aldın diye söylüyorum.

Maalesef orada tekrar tespit yapılamamıştır. Sonunda o grubun arasına giren birisi, sırtını ağaca da yaslamak suretiyle hem kendi hayatına hemde 32 canımızın hayatını kaybetmesine yol açan eylem yapmıştır. Şimdi düşünebiliyor musunuz, birbirlerini tanıyan bu insanlar aralarına birisinin karıştığını görmemişler veya fark edememişlerdir veya kendilerinden birisi zannetmişlerdir. İlk aramada olmayan bu kişi, bu belediyenin bahçesine nasıl girmiş, bu açıklamayı yapan insanların arasına nasıl sızmış ve vücudundaki patlayıcıyı maddeyi, ağacın da ortadan yarılmasına yol açacak biçimde nasıl patlatmıştır? Amara Kültür Merkezinde güvenlik kameralarının olduğu söyleniyor ama aldığımız bilgi, '10 aydır kullanılamaz durumda'. Güvenlik kameralarının bulunmadığı bir yerde arama yapılmasına belediye izin vermiyor."

"Hepsini yapanlar da HDP'nin yöneticileri"

Arınç, güvenlik kameralarının 10 aydır çalışmadığının İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin başlattığı araştırmada ortaya çıktığını, terör uzmanlarının mobese ve güvenlik kayıtlarından delil elde etmeye çalıştığının altını çizdi.

Patlamanın meydana geldiği kültür merkezinde bulunan iki güvenlik kamerasının çalışmadığının tespit edildiğini aktaran Arınç, "Güvenlik kameralarının Kobani'deki Kürt gruplarla DAEŞ arasındaki çatışmaların başladığı Ekim 2014'ten bu yana yaklaşık 10 aydır aktif olmadığı ortaya çıktı. Buradan bir amaç çıkarabilirsiniz. 'Kamera sisteminin güvenlik güçlerinin söz konusu merkeze gelenleri tespit edebilir' düşüncesiyle pasif duruma getirilmiş olabileceği değerlendiriliyor" dedi.

Arınç, geçen yıl Suruç Belediyesine ait On Bir Nisan mahallesindeki bir binada, güvenlik güçlerince yapılan aramada 18 el bombası, iki kalaşnikof, bir av tüfeği, 52 mermi, 207 kamuflajlı elbise, 31 çift ayakkabı, patlayıcı madde yapımında kullanılan malzemelerin ele geçirildiği bilgisini de paylaştı.

"Polis yoktu" diyenlere bir soru sormak istediğini belirten Arınç, şunları kaydetti:

"Ölenlerin içerisinde ne belediyeden bir yetkili var, ne de HDP il ve ilçe yöneticilerinden bir kişi var. Bunların o topluluk içerisine özel olarak sokulmadığı, uzakta kaldıkları ve bırakıldıkları da ayrı bir istihbarat konusu. Şimdi bütün bu soruların cevaplarını bulacağız, bunlar için çalışıyoruz. Hala polise, hükümete hedef alan kan üzerinden terör örgütlerinin propagandasını yapmaya kalkan, Türkiye üzerindeki kirli emelleri için insanların hayatını hiçe sayanlara destek olmaya çalışan çok az sayıda da olsa medyanın da dikkatli olmasını istiyorum. Türkiye'de fevkalade büyük bir algı operasyonu yapılıyor, bu operasyonla Türkiye, yurt içinde ve dışında DAEŞ'e müzahir bir hükümet olarak gösterilmeye çalışılıyor. Bu insafsızlıktır, reddediyoruz artık bu yalanlara kimse katılmasın.

Burada hiçbir HDP il yöneticisi, il belediye başkanı, ilçe belediye başkanı, ilçe yöneticisi yok. Halbuki bütün kayıtlar gösteriyor ki Suruç'ta her gün en az 3 tane gösteri yapılıyor, bu gösterilerin dışında defalarca her olay sebebiyle açıklamalar yapılıyor. Ve hepsini yapanlar da HDP'nin yöneticileri. Acaba bu grubun içine neden gelmediler, niye katılmadılar? Neden orada yoklardı?. Çok masum bir gerekçeleri olabilir, doğrusu öğrenmek isteriz. 'Ama asker yoktu, hükümet neredeydi, katil Erdoğan' diye bu ülkenin Cumhurbaşkanı'na hakaretler yağdıran soysuzlara karşı herkesin dikkatli olmasını rica ediyorum."

"Bu mutabakat dediğiniz şey haşa Allah'ın emri değil"

Çözüm Süreci'ne ilişkin Dolmabahçe mutabakatıyla ilgili soru üzerine Bülent Arınç, "Bu 'mutabakat' diye nitelendiriliyor. Bildiğiniz gibi hükümet ve HDP kanadından bazı arkadaşlarımız bir araya gelmişlerdi. İki taraf da bir açıklama yaptı. Bu açıklamanın 28 Şubat'ta olmasının tek bir sebebi vardı. O da Nevruz günü Öcalan tarafından yapılacak açıklamanın içeriğinin, sınırlarının belli olması" açıklamasını yaptı.

 28 Şubat'tan bu yana bakıldığında o günkü iklimin, Nevruz günü değiştiğini vurgulayan Arınç, üzerinde mutabık kalınan açıklama ve sözler tutulmadığı için Nevruz'da mutabık kalınmayan mektubun okunduğunu belirtti.

Seçim sürecinde de HDP'nin verdiği sözlerin aksine her türlü baskı ve tehdidi uyguladığını anlatan Bülent Arınç, şöyle devam etti:

"Sözleri tutmayanlar onlardır. Biz, Çözüm Süreci'nde masadan kalkmıyoruz ama Çözüm Süreci diyerek, bu kanunsuzluklara göz yummamız mümkün değil. Daha önceki görüşmelerde olumlu noktalara varılmıştır, o olumlu noktalar mutlaka devam edecektir. Bizi Çözüm Süreci'ndeki mutabakata aykırı hareket etmekle suçlayan bir Demirtaş'a bunları tekrar hatırlatıyorum. Çözüm Süreci'nin devam etmesi HDP'nin üzerine düşeni fazlasıyla yapması, örgütle silahla şiddetle işbirliğini kestiğine dair kamuoyunu inandırıcı beyanlarda bulunması...Bunun bir işareti Sayın Başbakanımızın 4 partiden talep ettiği deklarasyona imza atmakla mümkün olabilir. Bu 'mutabakat' dediğiniz şey haşa Allah'ın emri değil, orada hükümetimizi temsilen bakanlar iyi niyetli temennileri dile getirmiş, ama sözünde durmayan HDP kanadı olmuştur."